Giresun Orta Çağ Tarihi


ERKEN ORTAÇAĞ DÖNEMİNDE GİRESUN’DA TÜRK VARLIĞI HUNLAR, MACARLAR, BULGARLAR VE UZLAR

Hunları batıda M S 2. yüzyıldan itibaren görmekteyiz. Özellikle Kafkaslarda görülmüşlerdir. M.S 350 yılında yoğunlaşan Hun göç hareketi batı yönüne iki koldan gelmişlerdir. Birinci kol Karadeniz’in kuzeyinden Avrupa’nın içlerine kadar ilerlemiştir. İkinci kol ise Kafkasya’dan güneye dönüp Anadolu’ya girmiştir. Bugünkü Macarların ataları da Ural’dan, tahmin edildiğine göre Onogurlar ile birlikte göçenlerdir.

İmparator Bulgar Türklerinden bir kısmını Anadolu’ya geçirmiş ve Trabzon havalisi ile Çoruh ve yukarı Fırat boylarına yerleştirmiştir. Trabzon ve çevresine yerleştirilen Bulgarların yörede bulunan yer isimleri önemli kanıtlarıdır.

Uz, Oğuz kelimesinin bozulmuş veya farklı dillerde yazılmış biçimidir. Uzlar, İtil ötesi Oğuzlarından bir bölümdür. Arkadan gelen baskı şiddetlenince, bir kısmı Karadeniz’in kuzeyinde kalmış, diğer kısmı ise Tuna’yı geçmiş, oradan Trakya ve Selânik taraflarına inmişlerdir. Uzlar’ın Karadeniz’in kuzeyinden dağıldığı yıllarda, çoğunluğu batıya gitmekle beraber, bir kısmı güneye inerek Orta ve Doğu Karadeniz Bölgesi’ne yerleşmiş olmalıdırlar. Adı geçen bölgedeki Uzlarla ilgili çeşitli ipuçları bunu göstermektedir.

BİZANS DÖNEMİ

II. Theodosios (M 408-450) zamanında bölgede değişiklik olmamıştır. İmparator II. Theodosios, Doğu’da Erzurum şehrini kurdurmuştur. 451 Tarihinde Kadiköy konsilinde alınan kararlar İmparatorluğu’nun dini-mezhebi açıdan da ayrılıkların habercisidir. Burada alınan kararların Karadeniz’de yaşayan halk tarafından benimsenmesi için baskı unsuru olduğu bir gerçektir. Karadeniz boyunca, Grekçenin sınırı, Türkiye ile eski Sovyetler Birliği arasındaki sınırla örtüşmektedir. Bu da yerli halkların Hristiyanlıkla beraber Grekleştirme politikasına tabi tutulduklarının bir kanıtı olmaktadır. Anadolu’da uyguladıkları bu emperyalist politikaları, Karadeniz’de bazı bölgelerde ve Kapadokya’da yok denecek kadar az alanda etkili olmuştur. Yerli halklar her şeye rağmen direnmişlerdir.

II. JÜSTİNOS (565-578)

II. Jüstinos’un Sasanilere ödemesi gereken haracı ödememesi ve Sasanilere saldırmayı hedefleyen Gök-Türkler ile anlaşma yapmış olması Sasaniler ile Bizanslılar’ın yeniden savaşmalarına (571-572) sebep olmuştur. Deguignes, Bizans elçisi Zemarkhos’un güvenli yollardan Karadeniz’e ve deniz yoluyla Trabzon’a, oradan da karadan Bizans’a geldiğini belirtmektedir48. İstemi Yabgu, Bizans heyetinin yanında Türk elçilik heyeti de göndermiştir. Türk elçilik heyetinin başında da Tagma bulunmaktadır. Karadan Bizans’a büyük bir ihtimalle kıyıdan gitti ise Giresun merkezden geçmiş olması gerekmektedir. İç kesimden gitti ise Şebinkarahisar yolunu takip etmiş olması olasıdır.

HERAKLİOS DÖNEMİ ( 610-641)

İran, Armenia (Mamıkon Türkleri) derebeylerinden yardım alarak Bizans’a girdi ve onları yendi. Bu kez Phokas’a isyan edenler Heraklios’u ( 610) İmparator ilan ettiler ve Heraklios’da Thema adı verilen garnizonlar kurmuştur. Giresun, Armeniakon Theması içinde yer aldı. Bu sırada, 622 yılında dünya önemli bir olaya tanıklık ediyordu, Hz. Muhammed Mekke’den Medine’ye göç ediyordu. 623’te Pont ülkesini İran işgalinden kurtarmak isteyen Heraklios deniz yoluyla Trabzon’a geldi, İranlılar’ı çıkardı ve Bizans egemenliğini yeniden kurdu.

İSLAM ORDULARI’NIN ANADOLU FAALİYETLERİ

6. yy’dan itibaren başlayan Arap saldırıları ile Bizans oldukça sarsılmıştır. Bu saldırılar göç dalgalarına da neden olunca Karadeniz’de nüfus yoğunluğu yaşanmıştır. Bu yoğunluk zaman zaman zenginlik nedeni olmuş, ama karışıklıklara da neden olmuştur. II. Basileius zamanı (976-1028) Bizans’ın parlak devirlerinden olacaktır. Themalar Karadeniz için aynı kalsa da Trakya’da değişiklikler olacaktır.

KARADENİZ’DE MÜSLÜMAN TÜRKLER

X. yüzyıldan itibaren Bizans sınırlarında yeni savaş-sever kavimler boy göstermişlerdir. Böylece sadece devletin durumu değişmekle kalmamış, Bizans dış siyasetinin esas faktörleri de değişikliğe uğramıştır. Doğuda Arapların yerini Selçuklu Türkleri, batıda Normanlar, kuzeyde de Bulgar ve Rusların yerini bozkır kavimleri olan Peçenek, Uz ve Kumanlar almışlardır. Bizans-Sasani-Arap çatışmalarının önemli merkezi durumunda olan Karadeniz’de Müslüman Türkler görülmeye başlamıştır. Bu Müslüman Türkler, yerli ya da Balkanlara göç etmiş ve Hıristiyanlığı benimsemiş Türklerle de savaşmışlardır. Bu savaş alanlarının bazıları çok önceleri Türkleşmiş olan Karadeniz Bölgesi’ndekilerle de olmuştur.

Bölgeye gelmeye başlayan Selçuklu unsurlarına karşı Gürcü Krallığı bu Kuman/Kıpçak topluluklarından meydana getirdikleri ordularla mücadele etmişlerdir. Karadeniz’e bu dönemde ikinci göç dalgası ana ve babadan Türk olan Kraliçe Tamara (1184-1213) zamanında gerçekleşmiştir. Bunların önemli bir kısmı Hristiyan’dır. Özellikle Çoruh boylarında bulunan Gürcü Kilisesi olarak bilinen eserlerin bu Kıpçak Türkleri’ne ait olduğu iddiaları önem arz etmektedir. Hıristiyanlaşma konusunda da bahsettiğimiz gibi eserlerde bulunan motifler bize bunların Türk ustalar tarafından yapıldığı izlenimini vermektedir.

BÜYÜK SELÇUKLULAR, DANİŞMENDLİLER VE PEÇENEKLER

Türk tarihinin en önemli olaylarından olan Malazgirt Savaşı hemen her tarihçinin mutlaka değindiği bir olaydır. Çünkü Anadolu’nun yeni bir sürece girdiği bir savaştır. Sosyal, siyasal, ekonomik, sanatsal ve kültürel değişimlerin yaşandığı bir dönemdir. Hristiyanların yanında Türkler ’den, özellikle de Peçenek ve Oğuzlardan oluşan paralı asker birliği de içeren bir ordu ile Selçukluların karşısına çıktıklarını anlatmaktadır. Bu unsurların dini belirtilmemiş sadece Türk oldukları vurgulanmıştır. Karadeniz Peçenekler’i acaba bunların arasında var mıydı? Sorusunun incelenmesi gereken bir konu olduğu kanaatindeyim. Karadeniz’de Peçenekler’in varlığı kesindir. Çünkü tarihçiler Peçenekler ’den bahsederken İskit tabirini de ihmal etmemektedirler.

1074 tarihinden itibaren Koloneia (Şebinkarahisar)’nın da içinde bulunduğu Erzincan ve Divriği Selçuklu yerleşmelerine tabi tutulmaya başlanmıştır. Mengüceklilerde bu süreçte öne çıkmışlardır. Emir Dânişmend, 1085 yılında bütün Orta Anadolu’ya hâkim olunca kuzeydeki sınırları Trabzon Rum Devleti’ne dayanmıştır. Bu devletle daha yakından mücadele edebilmek için devlet merkezi, Sivas’tan Niksar’a taşınmış ve Dânişmendliler’in Karadeniz sahillerine inme mücadeleleri ve Karadeniz Bölgesi’ndeki faaliyetleri, Dânişmend Gazi zamanında başlamış ve Niksar’dan yönetilmiştir.

TRABZON RUM DEVLETİ

Trabzon Tekfurluğu’na karşı Selçukluların stratejisi 1204 yılından çok uzun zaman önce olgunlaşmaya başlayan Selçuklu politikalarının bir devamı niteliğindedir. Selçukluların en önemli stratejik amaçlarından biri Karadeniz kıyılarındaki kentlerin kontrolünü ele geçirmektir. 12. yüzyılda Komnenoslar Hanedanı’ndan gelen Bizans İmparatorları, Trabzon’un stratejik öneminin farkına vararak komşu kentler üzerinde hâkimiyet kurmak istemişlerdir. Karadeniz Bölgesinin stratejik önemi dolayısıyla, özellikle Bizans İmparatoru II. Ioannnes döneminde Anadolu’nun kuzey sınırı büyük mücadelelerin meydana geldiği bir bölge hâline gelmiştir.

İstanbul’un Latinler tarafından ele geçirilmesi (1204) ve Bizans Devleti’nin yıkılması üzerine Bizans ileri gelenlerinden bazıları Latinler’den kaçarak henüz zapt edilmemiş yerlerde bir takım devletler kurmuşlardır. Bunlardan Theodore Laskaris İznik’te, Aleksios Komnenos Trabzon merkez olmak üzere Karadeniz’in doğu sahillerinde devlet kurmuşlardır.

TÜRKİYE SELÇUKLULARININ SON DÖNEMİNDE GİRESUN VE ANADOLU’DA MOĞOL EGEMENLİĞİ

Moğol istilâlarından sonra devletin içinde bulunduğu zaafı değerlendirerek bu durumdan istifade etmeye çalışan Trabzon Rumlar’ı her zaman elde etmek için fırsat bekledikleri Sinop’u 1259 yılında işgal ettiler. Ancak şehrin önemini idrak etmiş olan Selçuklular yedi yıl aradan sonra Sinop’u yeniden almayı başarmışlardır (1266).

Bu tarihten itibaren Selçuklular, sürekli kendilerine gelen elçilerin baskılarına artık dayanamayarak Moğolların egemenliğini kabul etmek zorunda kalmışlardır. Selçuklular, Moğol egemenliğini tanıdıkları dönemde sürekli iktidar mücadeleriyle uğraşmaktadırlar. Bunu fırsat bilen Trabzon tekfuru I. Manuel, (1238- 1263) Moğollar’a tabii olmuştur. Selçuklular artık uclarda bulunmaktadırlar. Çünkü Moğollar iç Anadolu’ya hâkimdirler. Anadolu’da ikinci beylikler dönemi başlamıştır. Karadeniz’de de birkaç beylik artık varlığını göstermektedir. Anadolu Babai isyanlarıyla da uğraşmaktadır. Karadeniz’e yerleşecek olan Çepnilerin de bu isyan da önemli rol üstlendikleri birçok kaynakta geçmektedir.

GİRESUN’DA ÇEPNİLER

Oğuz boyları X. Asrın başlarında İslamiyet’i kabul etmeye başlamışlardır. Çepniler de Oğuz boylarından olduğuna göre bu bilgilerden yola çıkarak aynı tarihlerde Müslüman olduklarını söyleyebiliriz. Türkistan’dan Anadolu’ya göç eden Oğuz boylarının en büyüklerinden biri olan Çepniler’in Anadolu’daki varlıkları 12. yüzyıla kadar dayanmaktadır.

1515 tarihli Trabzon Tahrir defterinde Giresun yöresinde Çepnilere ait 134 köy, 3 belde ve 16 mahalle tespit edilebilmektedir. Bu bahsedilen yerleşkelerden bugün sadece 3 köy ve 2 mahallede Bektaşilik izleri bulunmaktadır. Dereli ilçesine bağlı Bahçeli Köyünün Zırhan Mahallesinde Güvenç Abdal ocağına bağlı Çepniler yaşamaktadır.

SELÇUKLULAR DÖNEMİ

Selçuklu Devletinin Malazgirt’le tamamen Anadolu kapılarını Türklere açmasıyla Türkmen grupların iskânı artarak devam etmiştir. Selçuklular, Karadeniz sahillerinin güvenliği için bazı Çepni gruplarını buraya yerleştirmiştir. Çepniler Anadolu’ya ilk geldikleri zaman Anadolu’nun kuzeyine doğru yayılmışlardır.

11. yüzyılın başlarında meydana gelen Büyük Türk göçünden sonra XII. Yüzyıl başlarında “yeni bir Türk göçü” daha meydana geldi. Bu muhaceretler sonunda Doğu Karadeniz sahilleri iki yoldan istilaya ve Türkleşmeye maruz kaldı. Bunlardan biri Karadeniz dağlarında yayla yapan veya Harşit gibi vadilerden ilerleyen, diğeri de M S 1277’de Sinop baskınını karşılayan ve Samsun’dan sahili takiben doğuya doğru ilerleyen Oğuzlar’ın Üçok koluna bağlı Çepniler’dir. Çepniler, Canik denilen Samsun’un doğusundan Giresun yöresine kadar uzanan ormanlık bölgeye girerek orayı yavaş yavaş fethetmişlerdir. 1284 yılında Türkmenler yurtluk bulmak amacıyla kıyılara inmeye başladılar. Madenleri ile ün yapmış Khalibya denilen Gümüşhane-Trabzon-Giresun-Ordu bölgesine yeni akınlar gerçekleştirdiler. Bu göçler 1296 tarihine kadar sürdü.

Çepnilerin bir bölümü Ak-Koyunlular’ın 1348’de Trabzon Rum Devleti ile yaptığı savaşta Ak-Koyunlular’a katılmış, bir asır sonra Uzun Hasan’ın Osmanlı ile yaptığı Otlukbeli Savaşında da onu desteklemiş, Ak-koyunlu’nun çöküşünden sonra ise bazıları Safevi Devleti’nin hizmetine girmiştir. Doğu Karadeniz bölgesine yaylalardan, geçitlerden ve Harşit vadisinden inen Türkmenler mevcut olmakla beraber, bu havali daha ziyade Samsun’dan itibaren sahili takip eden Oğuz Çepni boyu tarafından Türkleştirilmiştir.

KARADENİZ’DE BİR ÇEPNİ BEYLİĞİ HACIEMİROĞULLARI

Hacı Emiroğulları, Esterebadi’deki bilgilere göre köken bakımından Dânışmendliler’e dayanmaktadır. Dânişmendliler ise büyük bir ihtimalle, Oğuzların Çepni boyuna mensuptur. Ya da hâkimiyeti altında önemli oranda Çepni vardır. Ordu ilinin tamamı, Giresun’un kuzey bölümü, Samsun’un doğusu, Tokat’ın kuzeyi ve Trabzon’un batısında hüküm sürmüş, Orta Karadeniz Bölgesi’nin büyük bir bölümünde kurulmuş olan Hacıemiroğulları bir Türk Beyliği’dir.

GİRESUN’DA OSMANLI DEVLETİ DÖNEMİ

Osmanlıların 1390’lı yıllardan sonra yoğunlaşan baskıları ve Yıldırım Bayezid’in kararlı tutumu sonucunda Anadolu’da Türk birliği önemli ölçüde gerçekleşmişti. Ordu ve Giresun çevresinde hâkimiyetini sürdüren Hacıemiroğulları Beyliği’nin Osmanlı’ya ilk kez tâbi olması, Yıldırım Bayezid’in 1398’de Samsun’a yaptığı seferde gerçekleşmiştir. Fakat beylik yönetimi yine Hacıemiroğulları ailesine bırakılmıştır. Çepniler, Fatih Sultan Mehmet’i desteklemişlerdir. Çepnilerin bu yararlı desteklerinden dolayı zeamet ve tımar gibi dirliklere sahip olmuşlardır. Osmanlı Devleti Karadeniz’in Orta ve doğusuna tamamen egemen olmuşlardır. Doğal olarak Giresun artık Osmanlı’ya bağlı bir yerleşim yeridir.

KAYNAK: Mehmet ÖZMENLİ, Eski çağdan Ortaçağın Sonuna Kadar Giresun Tarihi, Eser Ofset, Ankara, 2013.